29 Kasım 2009 Pazar

Kurban Bayramı'nız Kutlu Olsun...

13 Kasım 2009 Cuma

Karmaşa

Rolleri değiştirelim. Okuldaki hocalar filan hepsi değişsin. İnsanlar farklı farklı olsun. Böyle bir karmaşa olsun. Sabah uyanalım. Okul servisini bekleyelim. Servise binelim. Şöföre günaydın diyorsunuz ve o da size "Otur yerine evladım!" diye bağrınıyor. Bi bakıyosunuz adamın suratına, adam edebiyat hocası. Şaşırmaz mısınız? Dur, bekle. Sonra okula gidiyorsun, içeri giriyorsun, bi bakıyosun matematikçi sana "Çok gezme, yerleri yeni sildim." diyor. "Lan ne yer silmesi?" demez misin? Daha dün sana "iks kare artı ye kare eşittir" diye çarpan anlatan hoca bugün başka bir şekilde karşında.

Sınıfa giriyorsun. Arkadaşlarla günaydınlaşmalar, sohbetler, gülüşmeler falan. Ondan sonra öğretmenler zili çalıyor. İlk dersiniz kimya. Kimyacı ödev verdi. Hem de zor bi şey böyle. Yapmayanın notunu fena kırıcak. Terleye terleye bekliyosun çünkü yapmadın, o anda yapmaya çalışıyosun. Hoca geliyo sınıfa, herkes kalkıyo, sen kalkmıyosun ayağa. Neden, çünkü Refik amca geliyo derse; servis şöförü. "Sen niye kalkmıyosun?" diyo sana. Sonra şaşırmış bi şekilde kalkıyosun. Onu böyle ceketli kravatlı görünce ayrı bi şok yaşıyosun. Sana "Sen ayakta dur bakalım biraz." diyor. 5 dakika insafsızca bekletiyor seni Refik amca. Ve sabahtan beri ağzından tek bi kelime çıkmadığını farkediyosun, daha bi korkuyosun. Sonra "Açın ödevleri, bakıcam." diyo Refik hoca. Senin ödevin yarım yamalak, ve en önde de sen oturduğun için ilk önce senden başlıyo kontrole. "Bu ne evladım?" diyo, sen "Hocam, pardon, ben pek uğraşamadım bununla..." diyosun. Resmen hocam diyosun artık. Ondan sonra sana sözlüden 50 veriyo. "Ödev yarımsa not da yarım..." havasında diğer arkadaşlarının ödevlerini kontrol ediyo. Sonra ders anlatmaya başlıyo. "Oha lan bu adam ne ara öğrendi bu kadar şeyi?" filan diyosun kendi kendine. Halbuki Refik amca onları hep biliyordu. Neyse, ders zili çaldı, sonraki ders beden eğitimi. Normalde sevinmen gerekir ama hocanın kim olduğunu bilemediğin için ürperiyorsun. Öğretmenler zili yine çalıyor, sen eşofmanlarınla dışarıda sıraya diziliyorsun. Hoca geliyo. Peki kim? Deden. Evet, deden! Adam 70 yaşında ama kasları var! Ne göbek ne gıdı! Ve sen "Dede?!" diye bağırıyosun o anda. "Ne dedesi lan?" diyo o da sana. "Ya dede, bırak allaşkına yaa!" diyosun. Sonra o da sana ne diyo biliyo musun: "Sen nasıl konuşursun benimle böyle! Arkadaşların 3 tur atıcak, sen 10 tur atacaksın! Marş marş!" diyo. 1 tur oluyor, 2 tur oluyor, 3 tur oluyor, arkadaşların bırakıyor, deden sana "Hadi, daha hızlı, daha hızlı!" diye bağırıyor. 5 tur attıktan sonra kendini fena hissediyorsun, yavaş yavaş gözün kararıyor, soğuk soğuk terlemeye başlıyorsun ve kendini yerde buluyorsun. Acılar içindesin.

Ve gün ışığı pencereden içeri giriyor. Acılarından kurtuluyorsun. Kahvaltını ediyorsun. O korkutucu düşünce hala aklında. Servis şöförü edebiyatçı, hizmetli matematikçi, kimyacı Refik amca ve bedenci deden. Korka korka servisi bekliyorsun. Servis karşıdan gelirken ön camdan Refik amcayı görmeye çalışıyorsun. Ve görüyorsun. İçin huzurla, mutlulukla doluyor. Hemen yanına oturuyorsun. "Refik amcaaaeeeaaa!!" diye sarılıyorsun adama. Adam şok oluyor ama "Sakin ol." demeyi de unutmuyor. Sonra güzel bir okul günü geçiyor. Tabii kimya ödevin yarım, o başka...

-SON-

26 Ekim 2009 Pazartesi

Televizyondan Eğitim

Merhabalar, bu yazıda televizyondan eğitimden bahsedeceğim. Çok ciddi oldu lan böyle. Bodoslama dalalım biz: Merhaba, biliyosunuz ki domuz gribi var, okullar teker teker tatil oluyo, Ankaralılar bir hafta boyunca tatildeler şimdi. Peki; tatil, tatil, kim yapıcak bu eğitimi, kim alacak? Televizyondan eğitim diyolar. Fakat sanıyorum ki çok adi olacak bu sistem. Yani çok profesyonelce yapılmış bi şey olmayacak. Ne yaparlar, animasyon filan koyarlar böyle saçmasapan. Animasyonu da yapacaksan güzel yapmalısın. Ben şimdi bizim okul tatil olsa, gidip televizyonu açsam, eğitim kanalına baksam orada animasyon görsem, gider kapatırım televizyonu. E peki ne yapacağız? Şöyle bi öneri: Bu eğitim programlarını Seda Sayan tarzı bi program yapmak. Karısını kocasını aldatan manyaklar konuşmıycak tabii ki de, programı da Seda Sayan sunmayacak. Amaç nedir, programın canlı olup televizyondaki hocaya soru sormak. "Hocam ben şurayı anlamadım, bi daha anlatsanız?". Hah, böyle olmalı. Hoca sıkılmıycak tekrar anlatıcak. Ama tabi kaynatmaya çalışanlar filan da olur, onları hattan indiricez. Böyle olacak. Adam diyecek, şu siteye girin, orada dökümanlarımız var, ordan indirin, çalışın öğrenin. Sonra sürpriz bir seyirciyi canlı yayından arayıp sözlü yapıcak. Bak, süper fikir. Valla yapsınlar bunu. Öyle animasyonlar pek öğretici gelmiyor bana çünkü. Yine animasyon yaparsın fakat böyle ne biliyim masal gibi yapmazsın. Ben bunu böyle düşündüm. Yine de son karar televizyoncuların.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Uzun Boyluluk

Efenim, şu an başımdan belime kadar her tarafım ağrıyor. Daha aşağılara bile inebiliyor. Bu beni rahatsız ediyor. Neden; çünkü uzun boyluyum. Bundan niye bahsediyorum, çünkü halinize şükretmenizi istiyorum. Uzun boyluluk başa bela. Ensem fena ağrıyo. Diğer insanlara göre yüksek olduğun için hep onlara yukarıdan bakman gerekiyo, o zaman da boynun aşağı iniyo. İşte ağrı oluyo bu sonra. Bi de minibüslerde filan ayakta kalmak kötü. Senin boyun 1.86 iken minibüsün en fazla 1.60 boyunda olması işkence. Kafanı 90 derece sola yatırıp gidiyosun. Al sana ağrı. Ensemin ağrısı da başa vurunca tam oluyo. Düşünebiliyosunuz di mi? Uzun boyluluk böyle bi şey. Mesela zürafaları görüyorum, yere eğilirken böyle, bacaklarını yanlara açıyorlar eğilebilmek için, sonra da zar zor toparlanıp hayatlarını yaşamaya devam ediyolar, üzülüyorum. Ben de öyle bi zürafayım ve ensem ağrıyor. Şehir hayatı uzun boylular için iyi değil. Salın beni ormana, koşuyım, geziyim, dönüyim. Ne minibüs var ne insan var... Yine olmaz lan ama. Neyse, unutun bunları. Demek istiyorum ki sakın öyle üzmeyin kendinizi benim boyum niye uzun değil de kısa diye, ben uzun olduğum için sıkılıyorum, ortalama bi boyum olsun istiyorum, şöyle 1.70 filan. Ama olamıyosun, uzunsan uzunsun, ne yapıcaksın, bacaklarını kestirecek değilsin ya? Mecburen çay kahveyle geçiriyoruz baş ağrısını. Ense yine ağrıyo ama baş ağrısı geçsin yeter. Yine diyorum, üzülmeyin boyunuz uzun değil filan diye, bakın işinize gücünüze, yaşayın hayatınızı...
İzinsiz yazı, video, resim vb. almayın lütfen. Alırsanız da kaynak gösterin, "Aha Alper'in yazıları, resimleri" filan diye.

Dedimki 2008-2009